Almanya'da yaşayan ilk kuşak Türkiyeli göçmen kadınlar-Gülsü

ALMANYA’DA YAŞAYAN İLK KUŞAK TÜRK KADINI


Almanya ile Türkiye arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan işgücü anlaşmasıyla birlikte kalifiye iş gücünün almanyaya göç ayağı türkiyeyle devam etmiş oldu. İkinci dünya savaşının kalıntılarını temizleyip, ülkeyi ekonomik refaha çıkaracak bir dış desteğe, -amele- güce ihtiyaç vardı. Dolayısıyla kendi ülkesinde taşı toprağı altın diyerek gidilen istanbul’unda altın değeri eskisi gibi kalmayınca, elektrikçisinden, duvarcısına, inşaatçısına , almanyaya göç başladı. Bu ilk ‚misafir işçiler’ için hayat hiçte kolay olmamıştı. Bilmedikleri bir ülke, yolu başka, adı başka, sokağı başka, gülüşü başka insanı başka , bambaşka bir dünya. Ve geride bıraktıklarına özlem, bitmeyen hasret. Hep birgün geri dönme hayalleri. Kazanılıp kazanılıp anaya bacıya gönderilen paralar, yapılan iyi kötü yatırımlar… Ama bir türlü giderilmeyen ‚yabancı olma’ duygusu…

Ve derken eşlerini getirdiler, sonra çocuğu olan çocuklarını…  Almanya’da yaşamaya başlayan türk kadını için hayat erkeği gibi zorluydu.  Gettolaşmanın kader olduğu bir dönemi yaşayan bu insanlar çalışarak çalışarak çalışarak ve böyle çalışırlarsa dönmenin daha çabuk olacağını düşünerek yaşadılar. Halbuki o gidenler geri dönmediler…


47 yıl önce 30 Ekim 1961’de, Bonn yakınlarında bulunan Bad Godesberg’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde imzalanan Türk-Alman İşgücü Anlaşması, bir bakıma bu gün Almanya’daki 2.7 milyon Türkiye kökenli göçmenin yaşamasının temelini oluşturuyor.Ve beraberinde birçok sorununda temelini elbette…

Kadınlar daha kendi köylerinden çıkamamış, büyük bir şehri daha görememişken kendi ülkelerinde, kalkıp devasa makinaların, anlam veremedikleri tabelalarla dolu, düzenli yolları, büyük alışveriş merkezleri olan almanyaya gelmişlerdi. Gettoları onlara yetiyordu neyseki. Birbirlerine sarıldılar. Gecenin dördünde kalkıp temizlik işine gittiler. Ki başka çareleri yoktu bu ülkede… Çalışacaklardı yada çaresizlik içinde dil bilmemenin vermiş olduğu eziklikle evlerinden dışarı çıkamayarak büyük bir yalnızlığa sürükleneceklerdi. Euro’nun henüz insanların boğazını sıkmadığı zamanlardı. Dolayısıyla çalışanlar o zamana göre gerçekten iyi para kazanıyorlardı. Çalışkan türk kadını için çocuk bakmak, evi temizlemek gece kalkıp işe gitmek boynunun borcuydu. Hala yakın çevremdeki ilk gelen ‚misafir işçi’ türk kadınları gece kalkıp temizliğe gidiyorlar. Alman bürolarının, tuvaletlerinin temizliği onların yüzü suyu hürmetinedir.
Çok sıkıntılar çekmiş olan bu kadınlarımız en büyük handikapı dil konusunda yaşamışlardı. Evden işe, çocuğa yemeğe koşturmaktan kendilerine hiç vakit ayıramamaktan ve gettolaşmaktan mütevellit entegre olamamışlardır yaşadıkları toplumla. Yıllarca türk kadını almanların gözünde sarımsakken, onlarda boş durmamış almanlara patates demiştir. Komik ama gerçek. Aldi isimli alışveriş merkezi türk kadını sayesinde karına kar katmış bir kuruluştur. Aldi alışveriş yapabilecekleri en ucuz marketti ve herkes burdan alışveriş yapardı ki bu durum hala böyledir. Türkiyde olduğu gibi burdada türk kadını ekonomiyi aslında çok yakından takip ediyor, pirincin ucuzu nerde satılıyor, en ucuz çocuk bezi hangisi en iyi bilen onlar. Ekonomiden sorumlu devlet bakanı kesinlikle bir kadın olmalı…
 
 1970’li yıllarda köyünü eşini dostunu bırakıp koca  ’almanyaya ‚ göçmüş bu kadınlar birarada yaşamaktan, içinde bulundukları toplumla entegre olamamaktan ve gelişmelerine olanak tanıyan bir çevre edinememekten hala o yılların değerleriyle yaşamlarını sürdürmekteler. Kimbilir belkide zaman bir yerde onlar için dondurulmuştu. Bir gün çözülecek ve devam edecekler kaldıkları yerden. Otuz seneden fazla almanyada yaşadığı halde alman komşusuyla iki çift laf edemeyen, çocuğuna derslerinde yardım edemeyen, hala ehliyeti olamayan türk kadınları azımsanacak gibi değil. İlk kuşak hala bu sorunları yaşıyor. Onların geldiği  zamanki türkiyeyle şimdiki türkiye arasında 38 sene değilde sanki birkaç asır vardı. Hem bu ülkeli olamamak, hem türkiyedeki yakınlarına yabancılaşmak. Her yerde bi yabancılık çekmek sanki onların kaderi bu… Onların geldiği yıllarda gelenek görenek saygı sevgi daha bi başkaydı, şimdi daha bi başka… Kaybolan değerler ölçüsünde yenilenen zamana ayak uydurmak onlar için adeta olanaksız artık….
 Yeni nesilse, yani temelleri bu çilekeş annelerimiz, teyzelerimiz üzerine kurulu yeni kuşak ise daha şanslı tüm yönüyle olmasada. Onlar başarının, ekonomik bağımsızlığın, önce kariyer yapmanın, kendi bedenleri üzerinde kendilerinin söz hakkı olabileceğinin peşindeler. Ev işleri, kalifiye olmayan işlerde ömür törpüsü çalışmalar, çoluk çocuğa kaşırıp yuva kurma hayalleri onlar için en son seçenek. Bir bina sağlamsa hiç bir sarsıntı onu yıkamaz, çünkü temeli sağlamdır.
 Tüm ilk kuşak almanyaya göçen misafir işçi annelerimizin kadınlarımızın dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun…

Yazıda kullanılan foto:ttp://www.turk-konsolos.com'dan alınmıştır.

http://www.vartositesi.com

VARTONUN ÇIĞLIĞI

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !